Onur Ayı / Pride Month
- Ebru Akkoyun

- 17 Haz 2023
- 4 dakikada okunur
Güncelleme tarihi: 2 Tem
Mücadelenin nasıl doğduğunu bilmek, her birimizin mücadelesine güç katacak, kendimizi ve bir başkasını daha iyi anlamamızı sağlayacaktır. Peki her şey nasıl başladı? LGBTİ+ bireylerin hak ve özgürlüklerini savunmak üzere tüm dünyada gerçekleşen Pride Parade denilen Onur Yürüyüşü, ilk olarak New York’ta 28 Haziran 1969’da sabaha karşı Greenwich Village’taki Stonewall Inn isimli gey barda gerçekleşti. Bu tarih öncesinde bu barda sık sık polis baskınları gerçekleşmekteydi ve o gece de polis baskınlarından biri daha gerçekleşti. Fakat bu kez LGBTİ+ topluluk duruma sessiz kalmadı. O gece olan ayaklanmanın gey barda olmasından olmalı ki birçok kaynakta geylerden bahsedilmekte. Fakat barda eşcinsel kadın ve erkekler, translar ve evden kaçmış gençlerin olduğu yaklaşık 200 müşteri yer almaktaydı.

"LGBTİ+ olmak; hastalık, günah, suç, kötü, yanlış değil mi? O zaman hak ediyorlar."
Baskının, gelecek nesillerin hayatlarını şekillendirecek bir harekete yol açacağını kimse bilmiyordu. O gece yapılan saldırının ardından Stonewall Ayaklanmaları olarak anılan çeşitli direniş eylemleri gerçekleşti. Ve bu tarih başta Amerika Birleşik Devletleri olmak üzere tüm dünyada LGBTİ+ kişilerin hakları için önemli bir adım oldu. Şu an tüm dünyada LGBTİ+ kişilerin hak ve özgürlüklerinin görünür kılındığı bir dönem olan Onur Haftası, her yıl Haziran ayının son haftasında bazı ülkelerde ise Haziran ayı boyunca kutlanmakta. Daha sonrasında LGBTİ+ kişilerin haklarını savunmak için çeşitli kişi, kurum, kuruluşlar adımlar attılar. LGBTİ+ kişilerin hakları için en önemli gelişmelerden biri de 1973 yılında Amerikan Psikiyatri Birliği’nin, eşcinselliği zoofili ve pedofili gibi cinsel bozuklukların yer aldığı Ruhsal/Mental Bozukluklarının Tanısal ve İstatistiksel El Kitabının listesinden çıkarması ile gerçekleşti.

"Yani LGBTİ+ olmak hastalık ve/veya bozukluk değildir"
Sonrasında en büyük gelişmelerden biri de LGBTİ+ kişilerin sembolü haline gelen gökkuşağı bayrağının tasarlanması oldu. Ayaklanmanın 10. yılında cinsel yönelimini açıklayan ve LGBTİ+ kişilerin hak ve özgürlüklerini savunan eşcinsel kent meclis üyesi Harvey Milk, LGBTİ+ bayrağının tasarlanması konusunda ilk adımı attı. 1970 yılında aktivist ve tasarımcı Gilbert Baker’ın tasarladığı ilk bayrak her biri farklı renkte, 8 dikey çizgiden oluşmuştur. Ve her renk ayrı bir anlam içermektedir. Pembe cinselliği, kırmızı hayatı, turuncu şifayı, sarı gün ışığını, yeşil doğayı, turkuaz sanatı, indigo sakinliği, mor ise ruh anlamındadır. Bayrak ilk olarak 25 Haziran 1978’de San Francisco Gay Yürüyüşünde kullanılmıştır. Bayrağın bugünkü renklerinde pembe ve turkuazın eksikliğini fark ediyoruz. Çeşitli kaynaklarda bunun o dönemde kumaş bulunamamasından kaynaklı teknik sebeplerden dolayı olduğu yazmakta :)

Tasarımcının bayrak renklerini, dönemin gey ikonlarından Judy Garland’ın Öz Büyücüsü filminde söylediği ‘Over the Rainbow’ şarkısından ilham aldığı düşünülmekte. Daha sonra ise pek çok gelişme olmuş, bunlardan en önemlisi LGBTİ+’lara yönelik şiddetin, ayrımcılığın ve nefret suçlarının azalması ve bitmesi adına ayrımcılık karşıtı ve nefret suçları karşıtı kanunların oluşturulduğunu ve bazı ülkelerde LGBTİ'lere yönelik şiddet ve ayrımcılığın cezalandırılması söz konusu olduğunu söyleyebilirim. LGBTİ+’lara yönelik ayrımcılığın ve nefret suçlarının yasaklanmasından bir kazanım olarak doğan şiddet karşıtı yasalar dışında birde suç olmaktan çıkarılıp eşcinsel evliliklerin bazı yerlerde yasallaşması söz konusu olmuştur. 2000 yılında ilk eşcinsel evliliği kabul eden Hollanda’yı Belçika ve Kanada’nın bazı eyaletleri izledi.

Sonrasında Amerika’da bir eyalette eşcinsel evlilik tanındı. Bu ülkeleri diğer birkaç ülke de takip etmiştir. 2020 yılına geldiğimizde ise Stonewall Ayaklanmasını ve o dönemleri hatırlatan, Amerika’da gerçekleşen protestolar, kayıplarımız ve bayrağa gelen güncel bilgiyi de bu kısımda paylaşmak isterim. 2020 yılında öncelikle Amerika’da gerçekleşen protestolara baktığımızda ayrımcılık, ırkçılık, ötekileştirilmeye karşı bir ayaklanma görmekteyiz. Birçok anlamda 1960’lı yılları hatırlatmakta. ‘İyi de siyahlar daha fazla suça meyilli olduğu için daha fazla tutuklanıp öldürülmeleri doğal değil mi?’ Bu cümle bugüne ait. Tıpkı 1969 yılında Stonewall Ayaklanmasında olduğu gibi ırkçılık, ayrımcılık, nefret söylemleri kokuyor.
2020 yılında yaşamına son veren mısırlı LGBTİ+ aktivisti Sarah Hegazi. Son sözlerini ‘Ey dünya; çok acımasızdın ama affediyorum’ olmuştu.

Kayıplarımız var...
Malesef ki bu yıl da önceki yıllar gibi olmasa da kayıplarımız bitmiş değil. Tüm renklerimiz ile varolalım, bu çok zor olmamalı.
Değiştikçe dönüşen gelişmelere devam edecek olursam 2020 yılına ait bir gelişme olan, LGBTİ+ bayrağına gelen güncellemeyi aktarmaktır. Grafik tasarımcı Daniel Quasar içinde bulunduğumuz politik iklim ve hareketin içinde süren tartışmalardan aldığı ilhamla Gilbert Baker’ın 1978’de tasarladığı gökkuşağı bayrağını güncelledi. Mücadelenin sembolü artık daha kapsayıcı hale getirildi. Quasar, güncellenmiş gökkuşağı bayrağına beş şerit ekledi. Açık mavi, beyaz ve pembe Monica Helms’in 1999’da tasarladığı trans bayrağının renkleri. Siyah ve kahverengi şeritlerse siyahlar ve Latinler olmak üzere, marjinalize edilen beyaz olmayan queer toplulukları temsil ediyor. Tasarımcı bu renklerin aynı zamanda HIV ile yaşayan bireyleri de temsil ettiğini söylüyor. Birçok gelişimin yanında hala birçok yerde bu kazanımlara rağmen ciddi zorluk içinde olan LGBTİ+’lar var. Bu zorlukları beraber aşabilmek için, ‘dayanışma’ gerek. Bu sene de dayanışmanın devamlılığı için 31. İstanbul LGBTİ+ Onur Haftası başladı.
Dayanışmada hepimize yer var ve güzellikler, birikerek ilerlesin.



Yorumlar